Ramazan aylarında zenginler veya durumu iyice olan kişiler farklı mahallelere giderek esnafın borç yazdığı defterden rastgele sayfalar seçer ve o sayfadaki borçları ödermiş. Daha varlıklı olan kişiler ise defterin tamamının parasını verirmiş. Borcu ödeyen ve ödenen kişi birbirini bilmezler ve böylece kimse gurura kapılmaz, kimse de rencide olmazdı.

Günümüzde kurumsal denilen marketlerden parasız bir ekmek alınamazken bakkaldan iki kilo şeker, bir paket çay, iki ekmek alınabiliyor ve parası sonra verilmek üzere deftere kaydedilebiliyor.
Hem esnaf hem de borcunu ödeyemeyen kişilerin gönlünü hoşnut edilmiş olmaktadır. Aynı zamanda Osmanlı’daki gelenek günümüzde de yaşatılarak yardımlaşma duygusu canlı tutulmuş olmaktadır.
SADAKA TAŞLARI
Osmanlı’da uygulanan bir başka yardımlaşma şekli ise Sadaka Taşları’dır.
Arapça sıdk kökünden türeyen sadaka, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan nakdi ve ayni yardımları ifade eder.
Osmanlı toplumunda varlıklı insanların ihtiyacı olan insanlara, hatta ihtiyacı olan hayvanlara yardımcı olması için geliştirilen çok sayıda farklı yöntemler ve vakıflar vardı.

Sadaka taşları, genellikle, birkaç sokağın birleştiği bir köşede; İmaret, tekke, dergâh, gibi kurumların yakın çevresinde bulunmaktaydı. Sadaka Taşları ile nakdî yardım yanında aynî yardım da yapılıyordu.
Aynî yardım giyim, kuşam eşyaları ile çeşitli gıdalardan oluşabiliyordu. Fakirler sadaka taşında birikenlerden sadece ihtiyacı olan şeyleri alarak, kalanını başkalarına bırakırlardı.
Günümüzde askıda ekmek bayağı rağbet gören bir yardımlaşma usulüdür. Ayrıca lokantalarda, askıda yemek, askıda çorba gibi uygulamaların da hayata geçirildiğini biliyoruz. Bunlardan başka “askıda fatura,” Pazar yerlerinde “askıda sebze meyve” “askıda giyim eşyası” gibi yardımlar benim öğrendiklerimdir. bir başka yardımlaşma tarzı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi: “İçimizi dışımızdan daha çok süsleyelim. Zira dışımız halkın, içimiz Hakk’ın baktığı yerdir.”
Abdurrahim Tufantoz, 17.03.2026/23:47

