Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Abdulbaki Karaca

Kazan Neden Kaynar? Öfkenin Sosyolojisi ve Çıkış Yolu

Sokakta yürürken, otobüste yanımızdakini dinlerken ya da akşam haberlerine göz atarken hepimiz aynı hissediyoruz: Havada ağır, görünmez bir gerginlik var. İnsanlar eskiye göre çok daha çabuk parlıyor, küçük bir kıvılcım büyük bir kavgaya dönüşebiliyor. Peki, bu toplumsal öfke durup dururken mi çıkıyor?
Elbette hayır. Sosyologlar öfkenin aniden patlamadığını, uzun bir sürecin sonunda birikerek kazanı tașırdığını söyler. Tıpkı altı kısık bir tencere gibi; önce su ısınır, buhar sıkışır ve en sonunda kapak yerinden oynar. Bugün toplum olarak içinde bulunduğumuz durum tam da bu kaynama noktasıdır.
Öfkeyi Büyüten Gizli Sebepler
Bu birikimin arkasında yatan nedenlere baktığımızda, karşımıza hepimizin günlük hayatta sıklıkla hissettiği acı gerçekler çıkıyor:
* Komşunun Tokluğu, Bizim Açlığımız: Sosyolojide buna “göreceli yoksunluk” denir. İnsan sadece aç olduğu için değil, yanındaki kişinin hiçbir emek harcamadan lux içinde yaşamasını gördüğünde isyan eder. Siz sabahın köründen akşamın karanlığına kadar alın teriyle çalışıp ay sonunu getiremezken, birilerinin kısa yoldan köşe dönmesi ve bunu da pişkinlikle savunması, işte o kazanı kaynatan ilk ateştir.
* Güven Dağlarının Yıkılması: En çok güvendiğiniz, ahlakı ve adaleti temsil ettiğini sandığınız kişilerden veya kurumlardan haksızlık gördüğünüzde hayal kırıklığı katlanarak artar. “Sizden hiç beklemezdim” dediğiniz o an, toplumun birbirine olan inancı zedelenir.
* Çaresizlik Duvarı: Hak aramak için mahkemeye gidersiniz sonuç alamazsınız; medyanın kapısını çalarsınız sesiniz duyulmaz. Sivil toplum kuruluşları (STK) üç maymunu oynamayı seçer. İnsan işte o an duvara çarpmış gibi hisseder; sesini duyuramamanın verdiği çaresizlik, öfkeye dönüşür.
Küçük Kıvılcımlar, Büyük Yangınlar
Tarih boyunca büyük toplumsal patlamalar hep küçük olaylarla tetiklenmiştir. Tunus’ta seyyar satıcısının kendini yakması, bir ülkedeki tüm gizli isyanı sokağa dökmüştür. Bizde de yılların birikimi; bazen sökülmeye çalışılan üç ağaçta, bazen de ortalığa saçılan şaibeli fon dosyalarında kendini ele verir.
Aslında mesele sadece o olay değildir; o küçük kıvılcım, yılların haksızlığının özetidir. İnsanlar artık “Buraya kadar, artık yeter!” diye haykırır.
Bir tarafta ekranlardan gözümüze sokulan lüks arabalar, şatafatlı hayatlar ve bu haksızlığı yapanların “Düzen böyle kardeşim, siz de yolunuzu bulsaydınız” şeklindeki pişkin açıklamaları… Diğer tarafta ise geçim derdiyle kıvranan, borç batağındaki milyonların feryadı. Bu iki zıt tablonun çarpışması, kazanı kaçınılmaz olarak taşırır.
Sosyal Medya ve “Ben de Aldatılmışım” Sedası
Eskiden insanlar yalnız olduğunu zannederdi. Şimdi ise sosyal medya sayesinde herkes aynı acıyı, aynı adaletsizliği yaşadığını görüyor. Biri yaşadığı haksızlığı paylaştığında, binlerce insan “Meğer yalnız değilmişim, ben de kandırılmışım” diye altını imzalıyor. Öfke, işte böyle bulaşıcı bir dalga gibi yayılıyor.
Burada en kritik görevlerden biri sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Eğer STK’lar susarsa, o öfke sokak bulamaz; içeride çürür, kin ve nefrete dönüşür. Ama STK’lar konuşursa, halkın talepleri duyulur ve bu öfke yapıcı birer reforma kapı aralar.
Çözüm Nerede?
Bugün yaşadığımız fon vurgunları, can yakan enflasyon, kuralsızlık, yargıya güvenin sarsılması, liyakatsizlik ve kayırmacılık sisteme olan güveni tabandan sarstı. Denetimin ve şeffaflığın kalmadığı bir ortamda, demokratik ülkelerde ses çıkarması gerekenlerin derin sessizliği tuzu biberi oluyor.
Ancak bu toplumsal reaksiyonu daha fazla birbirimizi kırıp dökmeden, ülkeyi ayrıştırmadan adalet temelinde ve haklı bir talebe dönüştürmek bizim elimizde. Sorunlarımızı adaletle, hakkaniyetle, kimseyi aldatmadan ve aldatılmadan masaya yatırmalıyız.
Sosyologların yıllardır söylediği gibi: Öfkeden korkmayın; asıl korkulması gereken, kalplere hapsedilip bastırılan öfkedir. Gelin, sorunlarımızı bağırmadan, birbirimizi dinleyerek, sağduyu ve suhuletle çözelim. Çünkü bu gemi hepimizin.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen + sixteen =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER